Gül Pınar Erkem Gülboy, Gizem Bilgin Aytaç Marksizm ve Uluslararası Politik Teoride Dönüşümler


Marksizm ve Uluslararası Politik Teoride Dönüşümler

Gül Pınar Erkem Gülboy, Gizem Bilgin Aytaç

İstanbul Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü

19.yüzyıldan itibaren ulus devletin dönüşümü, sosyal teorinin bütün dünyada önemini ortaya koyar. Aydınlanmacı rasyonalitenin egemenliğini yürüttüğü bu dönem, sosyal olgulara da bilimsel bir mantık ilişkisi bütününde, neden sonuç ilişkileriyle bakılmasını doğurur. Marksizm, özellikle liberal rasyonalitenin bu yönelimini, diyalektiğe getirdiği yeni yaklaşımla sarsmış, ardılı hatta karşıtı birçok düşünce yapısının da öncüsü olmuştur. Bilim dünyasında bu dönüşümün gerçekleşmesi, 20 ve 21. yüzyıllarda dünya politikasını değerlendiren akademisyenlerin, farklı kuramlara yönelmesini sağlar.

Uluslararası ilişkiler disiplininin ayrı bir disiplin olarak bilim dünyasında yer alması İkinci Dünya Savaşı sonrasında ve Anglo-Sakson merkezli olarak gerçekleşmiştir. Özellikle Soğuk Savaşın iki kutuplu dünyası, dünya politikasında egemenliği realist anlayışa bırakmıştır. Liberalizm ise iki savaş arasında Wilson’cu idealizmin yenilgisiyle, uluslararası kurumları şekillendiren ve bu bağlamda realist güç ilişkilerini kabul eden ancak bunu kapitalist sistemi dönüştüren işbirliklerine yönelten bir akım olmuştur. Bu bağlamda bakıldığında, uluslararası ilişkiler disiplininin kuruluş dönemi konjonktürleri göz önünde bulundurulduğunda, ideolojik işlev gören bir disiplin olarak, iki kutuplu düzenin bir kutbunun politikalarının meşrulaştırılma aracı olarak yorumlanması mümkündür.

Oysa Dünya, Küba Füze kriziyle birlikte, insanlığın yok oluşuna sebep olacak nükleer güce sahip ülkelerin dehşetiyle karşılaşır. Bu nedenle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra sesini kısık olarak duyuran Bağımlılık teorileri, Marksist dünya politikası ve peşinden gelecek eleştirel akım, Marks’ın yabancılaşma ve özgürleşme kavramlarını, ezilen sınıfların gündemini ve dünya ekonomik politiğinin dinamiğini, uluslararası politikanın gündemine taşıyacaktır. Bu süreç, ulusların kendi kaderlerini tayin hakkıyla yönelen bağımsızlık hareketi, 1950’lerde Bağlantısızlık hareketiyle ekonomik, politik bağımsızlığı ve Üçüncü Dünya’nın ezilen halklarının sesini dünya politikasına yöneltir. Wallerstein, Frank gibi ekonomi politik analizin bağımlılık teorileri üzerinden yükselen kült isimleri ekonomik teorilerle birlikte uluslararası politikayı sarsarken; Frank Halliday, Benno Tecshke- Nicholas Rengger, Negri gibi Post-Marksist yaklaşımlarla, uluslararası politika günümüze uzanan teorik bir tarafla karşılaşacaktır.

Bu makalemizdeki amaç, günümüzde ‘uluslararası ilişkiler’ olarak adlandırılan disiplinin bilimsellik iddiasını tartışmak; dünyada yükselen küreselleşme karşıtı, sosyalist, liberal, çokkültürlü tüm sosyal hareketin yanında, teoride üretim yapan güçlü Marksist yönelimin literatürü de göz önünde bulundurarak, uluslararası politikaya Marksist yaklaşımların bu disiplin üzerindeki etkisini incelemektir. Bu açıdan Marksist dünya politikasının gelişimini İkinci Dünya Savaşından bugüne kadar açıklamaya ve uluslararası ilişkiler disiplininin gelişimi içindeki yerini açıklamaya çalışacağız.