Sibel Kibar Sokal’ın Şakası ve Marksist Bir Bakış Açısından Gerçeklik Değerlendirmesi


Sokal’ın Şakası ve Marksist Bir Bakış Açısından Gerçeklik Değerlendirmesi 

Sibel Kibar

Kastamonu Üniversitesi, Felsefe Bölümü

“Bilim Şavaşları” olarak adlandırılan, Batı modern bilimine getirilen eleştirilerle, bu modern ve Batılı bilim karşısında konumlandırılan epistemolojik görecelilik ve bilimsel yaklaşımlarda çoğulculuk düşüncesi, yirminci yüzyılın ikinci çeyreğinde akademik gündemi meşgul etmiştir. Bu yaklaşım, aslolarak sosyal bilimlerde mutlak bir doğruya ulaşamama olgusundan hareketle, doğa bilimlerinde de bu çabanın nafile olduğunu iddia eder. Doğa bilimlerinin, sosyal bilimlere ve diğer bilme biçimlerine karşı hiyerarşik üstünlüğünün alaşağı edilerek, bilime alternatif görüşlerin de bilimle aynı düzlemde değerlendirilmesi gerektiğini savunur. İlaveten, bu yaklaşım altında değerlendirilebilecek bazı düşünürler, bilime ve rasyonelliğe atfedilen önemin, Batılı eril düşüncenin dünyanın geri kalanını ve kadınları baskılamasının bir aracı olduğunu öne sürerler. Bu durumun karşısında muhalif tavrın, bilime, özellikle doğa bilimlerine ve bilimsel araştırmanın rasyonel olduğu düşüncesine karşı çıkmaktan geçtiğini savunurlar. Bu nedenle, muhalif akademisyenler, bilimsel kuramların öyküsel, kurgusal yönlerini, rasyonelliğin altındaki irrasyonel ve psikolojik etkileri ortaya sermeli; belirsizliği ve böylece de doğrudan neden-sonuç ilişkilerinin kurulamayacağını göstermelidirler.

Alan Sokal’ın 1996 yılında post-modern tarzda ve argümanlarla bir ironi olarak yazdığı makalesinin saygın kabul edilen bir dergide basılması, bu tartışmaları iyice alevlendirmiş ve Sokal’ın karşı kutbunda yer alan, sosyal inşacılık, kültürel çalışmalar ve bilişsel görececilik gibi adlarla anılan tarafın prestij kaybına yol açmıştır. Sokal, temelde, Batılı modern doğa bilimine karşı çıkışın, bilimsel bir takım kuramların ve verilerin yanlış anlaşılmasına ve yanlış yorumlamasına dayandığını gösterir. Örneğin, kuantum fiziğinin, “Kartezyen-Newtoncu metafiziği temellerinden sarstığı” iddiası, fizik alanında uzmanlığı olmayan kişilerin kimi yanlış yorumlarına dayanır; dolayısıyla doğrudan belirsizliği işaret etmez. Ona göre, bilimin nesnelliğinin, güvenilirliğinin, gerçekliğinin, rasyonelliğinin sorgulanması, bilimin bu iddialarından vazgeçmesini gerektirmez. Aksine, dış dünyaya dair doğru ve güvenilir veri elde etmenin bilimden başka yolu yoktur. Ancak Sokal’ın “alçakgönüllü bilimsel realizm” adını verdiği kendi görüşüne göre, “bilimin amacı şeylerin gerçekte nasıl olduklarını keşfetmektir ama bu çaba hep eksik kalacaktır”1.

Sokal, Barbara Ehrenreich, Noam Chomsky, Susan Haack gibi Bilim Şavaşlarında kendilerini bilimin savunucusu olarak tanımlayan düşünürlerin bu post-modern itirazlar karşısında, saf, soyut bir bilim anlayışını savunmadıkları açıktır. Modern bilime yöneltilen eleştirilerin, aslında, kapitalizme doğrultulması gerektiğini söylerler. Ancak, özellikle Sokal, fiziksel gerçekliğin toplumsal ve dilsel bir kurgu olduğunu şiddetle reddederken, toplumsal gerçekliğin sosyal ve dilsel bir kurgu olduğunu iddia etmektedir. Ben bu yaklaşımın pek doğru olmadığı kanısındayım. Fiziksel ve toplumsal gerçeklik arasında bir açı olduğunu söylemekle, iki tür gerçekliğin zemininin farklı olduğunu söylemek arasında hayati bir ayrım vardır. Sokal’ın yaklaşımı, pozitivist bilim anlayışına karşı dursa da, doğa bilimlerinin de bir insan etkinliği olduğunu unutur; tersinden, insan bilimlerinin inceledikleri toplumsal gerçekliği, fiziksel gerçeklik üzerine inşa etmediklerinde sadece iyi ya da kötü edebiyat örnekleri olacağını düşünmez. Dolayısıyla, Sokal’a en temel itirazım, kendi “alçakgönüllü bilimsel yaklaşımında”, tarihsel gerçekçiliği gözardı ederek, bunu tarihçilere ve sosyologlara bırakmasıdır. Oysa, bunun kendisi gerçekliğin parçalı algılanmasına neden olmakta ve bilimsel etkinlik sürecinin egemen güçlerin kontrolünde olduğu gerçeğini kısmen geri plana itmektedir. Bilim, alt-yapının, yani üretim ilişkilerinin kimi niteliklerini de belirleyebilecek maddi ve düşünsel araçlar sunar. Jeoloji de olsa, psikoloji de olsa, bir anlamda rehafın, artı-değerin artmasını sağlar. Bu nedenle, bilimin düşünsel ve pratik etkinlikleri, üretim ve dağıtım ilişkilerinin uzağında değildir. Özetle, hem doğa bilimleri hem de insan bilimleri, fiziksel gerçeklikle doğrudan ilişkilidirler; ancak bunun yanı sıra tarihsel gerçeklikten de paylarına düşeni alırlar.

Notlar:

1. Alan Sokal, Şakanın Ardından: Postmodernizmin Bilimsel, Felsefi ve Kültürel Eleştirisi (İstanbul: Alfa yay., 2011), 249.